Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü
Türkiye'de son 30 yılda onlarca faili meçhul cinayet işlendi. Ama hiç bir hükümet döneminde bu cinayetlerin aydınlatılması için önemli bir çaba gösterilmedi. Süreç içinde medyayı da iyi kullanan asıl failler, bu cinayetlerle ilgili hep yanlış yönlendirmeler yaptı. Genellikle Türkiye içinde yuvalanmış İran bağlantılı dinci terör örgütleri adres gösterildi. Bu adres şaşırtmacası çok da başarılı oldu. Bir taşla iki kuş vuruldu. Hem Türkiye yıllar yılı kendi komşularıyla gergin dış siyaset izlemeye itildi, hem de içerideki yükselen muhafazakar kesimin yolu terör bağlantısı ile kesilmek istedi. Bu cinayetler bazı toplum mühendisliği projelerinin hayata geçirilmesi içinde altın fırsat olarak değerledirildi. Ne acıdır ki, yıllar yılı herkes bu zokayı yuttu. En başta da medyaya yön veren önemli kalemşörler düştü bu tuzağa. Bir hedef gösterilirken asıl hedefin gizlenmek istenebileceği pek akıllarına gelmedi. Ya da bu aldatmaca onların da işine geldi. Ama belli ki artık yolun sonuna gelindi. Ergenekon soruşturmasıyla Türkiye tarihi bir fırsat ele geçirdi. Eğer bu soruşturma sulandırılmaz, yanlış yerlere çekilmez, ucu bir yerlerine dokununca avaz avaz bağrılmaz, hukuka saygılı olunursa, batılı anlamda gerçek demokrasinin de kapısı aralanmış olacak. Öncelikle faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan hesaplar ortaya çıkacak. Türkiye'yi derin bir karanlığa çekmek isteyen yabancı güç odakları ve onların işbirlikçileri açığa çıkacak. Vatan millet adına işlenen suçlarla bu ülkeye ne büyük kötülük yapıldığı daha iyi anlaşılacak. Ve belki vatana millete olan sadakatları istismar edilerek kandırılan, eline silah verilen, cinayet işlemeye yönlendirilen gençler de nasıl bir oyuna düşürüldüklerini farkedecek. Aslında bu oyunu Türkiye'de ilk farkedenlerden biri BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. Gerçek bir milliyetçi olan, dürüstlüğüne samimiyetine, yiğitliğine kimsenin laf edemediği Yazıcıoğlu, bıyıkları henüz terlemişken geçmişti bu tezgahlardan. Üniversite öğrencisyken kardeş kavgasının tam ortasına düşmüş, vatanı kurtarmak adına yeri gelmiş ölmeyi öldürmeyi göze almıştı. Sonuç olarak yıllarca hapis yatmış, gençliğini hücrelerde geçirmişti. Ama mücadele içinde geçen ömrü ona çok önemli deneyimler kazandırmıştı. Türkiye'de oyunu kuran, kuralları belirleyen, kökü dışarıdaki güç odaklarının ve onların yerli figüranlarının kimler olduğunu mıh gibi kazımıştı hafızasına. İşte o nedenle son yıllarda yeniden sahnelenen büyük oyuna düşmedi. Nasıl mı? Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayetini iyi hatırlayın. Gencecik bir çocuk eline aldığı hayalet silahla üç beş misyoner faaliyette bulundu diye bir din adamını gözünü kırpmadan öldürdü. Bu genç, milli duyguları güçlü, kandırılmış eline silah verilmiş, bir delikanlıydı. Attığı kurşunlarla vatanına hizmet ettiğini sanıyordu. Çok geçmeden yine Trabzon'dan yola çıkan bir başka genç Ermeni Gazeteci Hrant Dink'i öldürdü. Onu da cinayet işlemeye yönlendiren ağabeyleri vardı. O da bir Ermeniyi öldürerek ülkesini kurtaracağına inandırılmıştı. Saf gençlerin eline silah vermenin, cinayet işletmenin daha ikna edici bir yolu olabilir miydi? Türkiye'yi karıştıran, dışarıda çok kötü bir etki bırakan, her iki cinayeti işleyen ve adı karışan gençler belli ki aynı merkezden kumanda edilmişti. Gençlerin taşıdıkları milliyetçi duygularla Muhsin Yazıcıoğlu'na hayranlık duydukları aşikardı. Nitekim içlerinden birilerinin Yazıcıoğlu ile aynı karede görüntüleri bile vardı. Anlaşılan birileri yine gençlerin saf duygularını kullanarak iş bitirme peşindeydi. Birileri yine, yeni bir oyun tezgahlamıştı. Bu uyundan içeride de dışarıda da fayda umanlar vardı. Ama Muhsin Yazıcıoğlu yılların deneyimi ile oyunu erken farketti. Çevresindeki gençlerin kullanıldığını, tıpkı kendi gençliğinde olduğu gibi, bir kardeş kavgasının fitillendiğini net olarak gördü. İlk işi yakın çevresini uyarmak oldu. Önce pis işlerde kullanılan gençlere sahip çıkmadı. Net bir duruş sergiledi. Ülke üzerinde oynanan oyunları en iyi o anladı. Birileri anladı ki, kanı kaynayan vatan millet sevdalısı gençleri bir kez daha kullanmak zor olacaktı. Artık önlerinde yılların deneyimine sahip Yazıcıoğlu gibi bir engel vardı. Ve o engel kalkmadıkça, Türkiye'nin mümbit tarlası olan, kandırılmaya müsait gençler artık kandırılamayacak, ellerine silah verilemeyecekti. Ama onlara göre engeller ortadan kaldırılmalı, oyun devam etmeliydi. Kim bilir belki de öyle yapıldı. Bir büyük engel ortadan kaldırıldı. Sebebi de, daha önce böyle bir tezgaha kurban veren önemli bir ailenin, berbat bir havada ölüme meydan okuyan helikopteri oldu. Yani yıllar geçmiş, oyuncular değişmiş, kurbanlar değişmiş, ama oyun değişmemişti. Türkiye üzerindeki büyük oyun devam ediyor. Mehmet Ali Önel Deşifre Genel Yayın Yönetmeni
31/3/2009 | Kategori:Arada Kalanlar | (yok) Yorum yaz! Monte
Bu Nasıl Savaş Karşıtlığı
Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelişmesini,modernleşmesine tahamül edemeyen insan görünümlü yaratıklar,yüzümüze söyleyemiyor fake siteler açarak absürtlüğünü sanal alemde göstermeye devam ediyor. Devletin /Milleti ne kadar önemli iki unsur olduğunu bilmeyen geri kalmış zihniyete sahip 3-5 kişinin benim ordum hakkında sözler söylemesi düşünülemez. Kendini bilmezlerin kurduğu savaşkarşıtları.org adındaki site hiç de hoş olmayan yazılarla beni sinirlendirmekte. 30 bin insanımızın canına kıyan,Kürt vatandaşlarımızın köylerini basıp kürt analara tecavüz eden Öcalan iti ve yandaşlarıyla Türkiye görüşmelidir diye söylemlerde bulunan pkk yandaşının yazısını yayımlamakta. Savaşa karşıyız lakin T.C milleti olarak düşmanların karşısında Allahın izniyle boynumuz yere gelmez!..Buda böyle biline... www.savaskarsitlari.org lütfen adınıza yakışır yayınlar yapınız..! Resimleri göremiyorsanız alternatif

Tsk olmasaydı
bunu yazan insanların anasıda babasıda belli olmazdı
Üstelik bununlada yetinmeyen site Öcalana terör örgütü ele başı olarak görmeyen Şahsiyetsiz Avni Özgürelin yazısını da sitelerinin en üst köşesinde yayımlıyor.
Son kez şunu diyorum ki bu vatana hainlik edip bu vatanın ekmeği yiyen elbet bi gün bu vatanın şanlı mermisini de yer.
Ne mi anlatmak istiyorum okuyun dönekliğin belgesini....
3/3/2009 | Kategori:Arada Kalanlar | (2) Yorum yaz! Monte
Bir Gün Dayak Yersin!
![]()
Emin ol bir gün dayak yersin.Küçüksündür bilmezsin doğruyu yanlışı.Yemeği dökersin,top oynarken vazoyu kırarsın dayak yersin.
Olmadık yerde ağzından bişey kaçırırsın,çocuk ol yine de yersin dayak.
Okula gidersin büyümüş hissedersin kendini artık dayak yemek istemessin,delikanlısındır sonuçta ama öğretmen işte ne bilsin senin hatandan arlandığını.Oda vurur.Öğretmeninin vurması değilde hoşlandığın kızın karşısında dayak yemek acıtır içini.Üstüne üstelik bide arkadaşlarının alayları bezdirir seni.
Top oynarsınız arkadaşlarınla,kızgın bi adamın evinin bahçesine kaçırırsın topu.Adam topu kesince bide arkadaşların döver seni.
Canın çekmiştir arkadaşlarınla erik ağaçlarına çıkmışsınızdır,büyükler yerde avuçlarını açar,küçüksündür hafifsindir sen çıkarsın ağaca.Görevin yemeden erikleri aşağıya atmaktır.Tutturamassan yersin azarı.Tesadüf o ya.Bahçenin sahibi gelir büyükler tecrübeleriyle kaçar sen korkudan ağaçta kalırsın.Bahçe sahhibi babana şikayet edeceğim velet der ağlarsın.
Eve gittiğinde yüzünde pişmanlıkla birde baban dayak atar sana.Tek sığınacın yer annenin eteğidir.
Ortaokula gelirsin sınavlara yaklaşırsın derslerin kötüdür.Ailen sürekli karşılaştırma yapar komşunun çocuğuyla.Dayak yesem bundan iyi dersin.
Lise hayatında aşklara daha çok önem verirsin.Sevgilinle dolaşmak senin tek hobindir.Kötü arkadaş grubunda varsa sigaraya da başlarsın.Dayak yemekten dayak atmayı öğrenmişsindir,diğer okulların kapısının önünde okul kavgasına girersin.Şans senden yanaysa yarasız atlatırsın veya,vücudunda küçük yaralar,morluklarla eve gidersin.Yanar yaraların.Annene dayak yedim diyemessin.Çünkü sen ailenin gözünde kahramansın,güçlüsündür.
ve hala güçlüsün....
güçlüsün...
güçlüsün..
19/2/2009 | Kategori:Arada Kalanlar | (3) Yorum yaz! Monte
Öksür Ulan!
Sağlık ocağına gittim bugün ilaç yazdırıp oradan da çarşıya geçecektim.Kapı açık bende sıramı kapının önünde bekliyorum.Aslında olması gereken kapının kapıtalımasıdır çünkü hasta hakkıdır bu.''Özel'' denen bir şey var. Kalabalık olduğu için koridorda yetersiz mecburen kapının önünde durmak zorunda kaldım.Kulak misafiri oluyorum ister istemez. Yaşlı bir dede muayene oluyor.Doktor dedeye öksür dedi.Dede yaşlılığın verdiği yorgunlukla nefesini çekti ve öksürdü.Doktorun dediği şey aynen şöyle:''Ben sana öksür dedim,köpek gibi horuldan demedim''
İnsanları tanıdıkça hayvanları daha da çok sevmeye başladım diye bir söz var ya katılmamak elde değil.Arlanma,edep yok olmaya yüz tutmuş..
....
Dedem takma kafana elbet oda bi gün yaşlanacak..
17/2/2009 | Kategori:Arada Kalanlar | (yok) Yorum yaz! Monte
<<Önceki Sayfa |1/13|




